Sabahlara kadar ummasızca oturduğum gecenin ardından sabah zar zor kendimi ikna ettim kalkmaya. Günler öncesinden bıraktığım pasaportumu konsolosluktan alma vaktim gelmişti. Bir heyecan hazırlandım koşa koşa gittim konsolosluğa. Yüzümde pembe bir gülümseme aldım pasaportumu. Bir heyecan baktım içine. Pembe fiyakalı bi vize yazdırmışlar. Tek sıkıntım üstünde ne yazıyo anlamıyorum.. İsveçce yazmışlar. E haklılar tabi İsveçe gidiyoruz. Umarım yazanları dönene kadar rahat rahat okumuş, okuyamadığım halime pek bi gülmüş olucam.
28 Aralık 2009 Pazartesi
Engeller bir bir aşılırken..
Sabahlara kadar ummasızca oturduğum gecenin ardından sabah zar zor kendimi ikna ettim kalkmaya. Günler öncesinden bıraktığım pasaportumu konsolosluktan alma vaktim gelmişti. Bir heyecan hazırlandım koşa koşa gittim konsolosluğa. Yüzümde pembe bir gülümseme aldım pasaportumu. Bir heyecan baktım içine. Pembe fiyakalı bi vize yazdırmışlar. Tek sıkıntım üstünde ne yazıyo anlamıyorum.. İsveçce yazmışlar. E haklılar tabi İsveçe gidiyoruz. Umarım yazanları dönene kadar rahat rahat okumuş, okuyamadığım halime pek bi gülmüş olucam.
25 Aralık 2009 Cuma
İsveç'e adım adım
Sonunda Kobo'dan sonra benimde İsveç'e yolculuk zamanım geldi. Hazırlıklar hissettirmeden hızlanmaya başladı bile. Ne yapıcam ne götürücem derdi rüyalarda yavaş yavaş baş göstermekte. Bunu bir işaret kabul ederek bende aylar öncesinden açma kararı aldığım blogumu artık hazırlama vaktinin geldiğine karar verdim. Blog açmanın en zor yanı bence adının ne olacağına karar vermekti. Uzun bir süre düşündükten sonra bloguma "Noluyor Orda!" adını koymaya karar kıldım çünkü sizlere az çok tecrübe ettiklerimle orada neler olduğunu anlatmaya çalışıcam. Yani bu blog Kobo'nun deyimiyle Artu'nun İsveç günlerini anlatacak. Şimdilik Hayat olağan halinde işlemekte. Geri sayım başladı aslında. 16 ocak gününe biletimi çoktan aldım. O güne kadar bol bol İstanbul ve Kuşadası havası almak için zamanla mücadele edicem gibi görünüyor.. Sonrası 6 aylık bir İsveç serüveni..