25 Ocak 2010 Pazartesi

Kobo saolsun..

Hergün bilgisayarın başına oturup "şu blogu bi adam ediyim" dedikten sonra diziler içinde kaybolup kendimi suçlu hissederken Kobo yardımıma yetişti ve görmüş olduğunuz inanılmaz düzenlemeyi yaptı bloguma. Blogumu yeni yüzüyle pek bi beğendim. Fazla söze gerek yok Kobo saolsun.. :)

İsveç'te bir Türk!

İstanbul'da yapmaya üşendiğim kurufasulye-pilav-cacık 3lüsünü İsveç'te yaptım. E burada "Fasuli" yok herşey elde :) yanına güzel bide turşu açtık.. Yarınada sarma mı sarsak diyoruz da acaba bu kadar Türklük fazla mı İsveç'e?

23 Ocak 2010 Cumartesi

Kahvaltı


Günün en önemli öğünü denen ve benim sürekli kaçırdığım kahvaltıya burda önem verdim. Malum el memlekette zaten yemek düzenini henüz oturtamamışken güçten düşmemek lazım. Hemen yurt krepi yetişti yardıma.

22 Ocak 2010 Cuma

Bornova IKEA

E buralara kadar gelip de IKEA'ya gitmemek olmaz tabi.. Geç kaldım gitmek için gerçi ama geldiğimde zaten odada herşey vardı. Merakıma yenik düşüp bindim 3 numaralı otobüse gittim IKEA'ya. Inanılmaz şekilde Bornova IKEA'ya gelmiş gibi hissettim. A6 denilen bi alışveriş merkezinin yanında aynı Forum Bornova'nın yanında olduğu gibi.. Aynı dizayn. Gider gitmez dedim "Isveç köftesini bide burda yemeli" koştum hemen yemek bölümüne. Koştum diyorum çünkü yerini biliyorum. Dedim ya aynı Bornovayla. Burda adı Isveç köfte diil tabi "köttbullar". Aynı lezzet. Yerken şöyle bi etrafıma baktımda insanlar sarışın olmasa başlıycam türkçe konuşmaya. Erasmus için buraya gelen Izmirlilerin bol bol vakit geçirip rahatlayabilecekleri bi yer olarak işlendi kafama. Yemekten sonra bardak tabak falan aldım döndüm odama.

Deniz saolsun..

Dışarda yemek çok pahalı. İstanbuldaki gibi gir yemeksepeti ne ver siparişi diil. Durum böyle olunca iş başa düşüyo. 2 buçuk senenin sonunda Deniz'den aldığım yemek disiplini sayesinde bakıyorum kendime. "Yemek pişerken dağıttığını topla" felsefesi pek bi işime yarıyo. Yemek yaparken mutfağı talan eden ben artık işim biten herşeyi yıkayıp yerine o anda kaldırıyorum. Viva Deniz! İşte disiplinle hazırlanmış bir akşam yemeği;

20 Ocak 2010 Çarşamba

Nerede yaşıyorum?

Gelir gelmez otobüs durağından karşıladı beni okuldan bi öğrenci. Yurdumu öğrenmem anahtarımı almam için falan okula götürdü beni. Gerçi ben gelmeden bi süre önce öğrenmiştim nerede kalacağımı. Yeni oda arkadaşım 5 aydır burdaymış. Buldu beni facebook'dan ekledi (e bazen yararıda var şu şeyin). Aldım anahtarımı geldim yurduma.

2 tane 2 katlı ufak bina burası. Amerikan filmlerindeki hosteller gibi. Kapılar karşılıklı birbirlerine bakıyolar. Ufak sıcak sevimli yapılar.

Kabaca odayı anlatmam gerekirse kocaman bi odada 2 kişi kalıyoruz. Aynı odada mutfak ve çalışma masalarımız var. Banyoda bize ait. Pek bi sıkıntım yok yani burdada hayat bana güzel :) Sıcak olması büyük avantaj diğer yurtlarda ısıtma sorunu varmış şu sıralar. Devamlı sıcak suyumuz var. İnternet te epey hızlı. Çok güzel mazarası var yurdun. Küçük küçük evleri görüyorum kar içinde kaybolmuş.

19 Ocak 2010 Salı

Jönköping'e varış

Sonunda Jönköping'e vardım. Heryer kar ve hava çok erken kararıyo. Geceleri yolda yürümek kimi zaman işgence gibi. Soğuk kulağını kesiyo adamın. Ama soğuğa rağmen güzel bi şehir. İnsanlar içlerine kapalı gibi görünselerde yanlarına gidip konuştuğunuzda pek bi sıcaklar. Jönköping'de hava 17.00 civarı kararmış oluyo bu zamanlar. O saatten sonra yaşam adeta duruyo. Alışveriş merkezinden dükkanlara her yer kapalı, sokaklar boş. Gece dışarı çıkıcak olan da sokaklarda hiç oyalanmadan önceden belirledği mekana gidiyo. Şartlar böyle yapmış insanları. Soğuktan kaça kaça eğlenmeye çalışıyolar. Alkol çok pahalı olduğu için pre-party dedikleri "gitmeden evde içelim dışarda az içeriz" olayını yapıyolar. Adı caf caf lı ama bi numarası yok bildiğin odada toplanıp içmece :) Şehiri fırsat buldukca geziyorum. Bu çevrede kaybolmucak kadar yol bilgisine sahip oldum.

Benim tam tersime buranın insanları inanılmaz dakik. Otobus duraklarında kac dk sonra otobus gelcegi yazıo. Tam da zamanında geliyo otobus. Hiç benlik değil yani. Şimdilik heryere geç kalıyorum :) ama olucak alışıcam..

16 Ocak 2010 Cumartesi

Yapılması gereken bi takım işler..


İsveçe yolculuk tarihime yaklaştıkça hazırlıklarım epey hızlandı. Yapılması gereken bir çok şeyin içinde boğulmak üzere iken dostlarım cansu ve ismail yardımıma herzaman olduğu gibi yetiştiler. Evi öyle bir hızla topladık ki bizim birkaç saatte kolileyip hazır ettiğimiz evi taşıma firması 8 saatte anca yükleyebildi kamyona.

Bütün evi topladıktan sonra çok yersiz yurtsuz hissettim kendimi. Sırt çandamdan başka hiçbireyim kalmamıştı. Attım hemen kendimi sokaklara. Son vazife bi uğurlamayla doğum günü karışımı ufak çaplı bi organizasyonun sonucu neşeli bi gece geçirdim arkadaşlarımla.

Ertesi gün okulla ilgili son vazifemi yerine getirip Kuşadası'na döndüm. Bol bol hasret giderdim ailemle. Bu gün sabahın ilk ışıklarıyla çıktım yola. Şu an kaçırdığım ama paylaşmak istediğim bu olayları isveç'te bundan sonraki 5 ayımı geçireceğim Jököping'e giden otobüste yazıyorum..

Bundan sonra bu kadar duygusal şeyler yazmıycam. İnsan ilk gelirken paylaşsın istiyo.

Bundan sonrası Artu'nun isveç serüvenini anlatıcak..

3 Ocak 2010 Pazar

Ah ulan ince belli

Bugün fark ettim, ince belli bardakta demli çay içtiğim son günler bunlar. Bol bol içtim bu gün..

28 Aralık 2009 Pazartesi

Engeller bir bir aşılırken..


Sabahlara kadar ummasızca oturduğum gecenin ardından sabah zar zor kendimi ikna ettim kalkmaya. Günler öncesinden bıraktığım pasaportumu konsolosluktan alma vaktim gelmişti. Bir heyecan hazırlandım koşa koşa gittim konsolosluğa. Yüzümde pembe bir gülümseme aldım pasaportumu. Bir heyecan baktım içine. Pembe fiyakalı bi vize yazdırmışlar. Tek sıkıntım üstünde ne yazıyo anlamıyorum.. İsveçce yazmışlar. E haklılar tabi İsveçe gidiyoruz. Umarım yazanları dönene kadar rahat rahat okumuş, okuyamadığım halime pek bi gülmüş olucam.

25 Aralık 2009 Cuma

İsveç'e adım adım

Sonunda Kobo'dan sonra benimde İsveç'e yolculuk zamanım geldi. Hazırlıklar hissettirmeden hızlanmaya başladı bile. Ne yapıcam ne götürücem derdi rüyalarda yavaş yavaş baş göstermekte. Bunu bir işaret kabul ederek bende aylar öncesinden açma kararı aldığım blogumu artık hazırlama vaktinin geldiğine karar verdim. Blog açmanın en zor yanı bence adının ne olacağına karar vermekti. Uzun bir süre düşündükten sonra bloguma "Noluyor Orda!" adını koymaya karar kıldım çünkü sizlere az çok tecrübe ettiklerimle orada neler olduğunu anlatmaya çalışıcam. Yani bu blog Kobo'nun deyimiyle Artu'nun İsveç günlerini anlatacak. Şimdilik Hayat olağan halinde işlemekte. Geri sayım başladı aslında. 16 ocak gününe biletimi çoktan aldım. O güne kadar bol bol İstanbul ve Kuşadası havası almak için zamanla mücadele edicem gibi görünüyor.. Sonrası 6 aylık bir İsveç serüveni..